Elâ gözleri dalgın, geniş alnı sararmış.
Bir san’atkâr hastadır, Cemil hasta yatıyor.
Odayı bir mâtemin görünmez rengi sarmış,
Başında duranların kalbi yorgun atıyor.

İnce parmaklarını ıslattı gözyaşları,
Odanın sükûnunda hıçkırıklar inledi,
Hastanın yavaş yavaş çatılırken kaşları,
Sanki derinden gelen bir sadâyı dinledi.

Mukaddes elemini andı bir kere daha;
Uzak serviliklere çevirerek yüzünü
Âh! Ey gafil fanîler iman edin Allah’a!
Bir ilâhi ruhun da geldi işte son günü…

Çok kudretli oluyor bir dehânın gurûbu
Ecel! O’nun yanına sen de el bağlayıp gir!..
Nefesinle titreyen fanîlerden değil bu,
Ölmeyen bir san’atkâr ölüm döşeğindedir.

Gökler geri alıyor yeryüzünden sesini.
Şimdi geniş alnında ebedin gölgesi var!
Başında ağlayanlar sonuncu bestesini,
Ağır ağır kapanan gözlerinden duydular!…

Nazım Hikmet, Alemdar Gazetesi, 21 Kasım 1920.