Kitabının ismi “Sürgündeki Şiir”.  Sürgün deyince benim aklıma ilk olarak “ceza” kavramı geliyor. Oysa sen “biz bize döneriz sürgündeki şiirde!” diyorsun. O halde “eve döndüren” bir şiir midir senin sözünü ettiğin?

Haklısınız. Türkiye’de mevzubahis edebiyat olunca sürgün kelimesi anlaşılır bir endişe oluşturuyor. Bir kimseyi evinden barkından, yurdundan etmek hiç şüphesiz bir cezadır. Ancak benim burada dile getirdiğim sürgün metaforu ne bir cezayı ne de tam tersine bir ödülü işaret etmekte.

Burada ele aldığım sürgün, bir imkândır; evi barkı yeni bir gözle görebilmenin, anlayabilmenin imkânı. Şiirse içinde yaşadığımız Dil’i ve Dünya’yı yeni bir gözle görebilmenin imkânı. Şiir, Prof. Dr. Burhanettin Tatar hocamın “Şiirde Anlam Sorunu” isimli yazısında dile getirdiği gibi bir özel dil projeksiyonu olarak “hem daha yazılırken şairini, hem de okuma esnasında okurunu projeksiyona tabi tutan yani onları bulundukları yerden bir başka mekâna fırlatan, onları yerinden eden, sürgüne gönderen bir faaliyettir.” Projeksiyon kelimesi bir şeyin ileri fırlatılması, yerinden edilmesi demektir. “Şiir, bir bakıma insanın kendisini bu dünyada bir şeyleri anlıyor olarak bulmasına, bir dünyaya ait olarak kendisini fark etmesine benzer bir durum içine yerleştirir.” Bizim, kendimize dönüşümüz ancak ve ancak sürgündeki şiirle gerçekleşebilir. Ancak burada şunu ifade edeyim. Sürgünde olmayan bir şiir yoktur. Şayet bir şiir okurunda sürgün etkisi oluşturmuyorsa “şiir olarak şiir” değil demektir.

Sürgündeki Şiir dil ile yeniden tanışmak ya da dilin bize kendini yeniden açmasıdır; bu anlamda dilin kendine açılmasıdır. Evden ayıran ama ona döndüren; döndürdüğünde ise evi değişmiş bulduran ama kendini de değişmiş bulduran bir şiir. Bu bakımdan da Sürgündeki Şiir’i anlamak için öncelikle dönüşüme açık olmak gerek. Bu kitabın okurundan beklentisi budur.

Söyleşinin tamamı için:

Türk Edebiyatı Dergisi, S. 464, Haziran 2012, s.78-79